ARABESK MÜZİK/ ARABESK YAŞAM



Fazıl Say’ın Arabesk müzik/Arabesk yaşam tarzı üstüne başlattığı tartışmalar yalnız müzikçiler çevresinde kalmadı, daha geniş kitleleri de uyardı. Arabesk bir müzik biçemi değildir. 1960’lı yıllarda başlayan köyden kente göçeden kesimin yalnızlığını, Almanyadaki Türk işçilerinin bunalımını ve genelde yaşama küskünlüğü dile getiren şarkılardır. Sosyal koşulların doğurduğu ruhsal bunalımı anlatan, sözlere dayalı, monofonik, çok sazlı, kemanların Arap müziği tarzındaki kaydırmalarıyla süslenen, şarkılar. Arabesk söylem, yaşamaya değer olmayan bir dünyada gelişmeden, savaşmadan ve durma yakınarak, uyuşukluk içinde yuvarlanıp gitmenin simgesi olmuştur. Arabesk bugün artık göçmen ya da yoksul bir kesimin yakınması değildir. Ne yazik ki lahmacunla viski içen, kültür derinliğinden yoksun bir “sosyete”nin uyuşukluğa, düzeysizliğe özenmesidir. Bu şarkıları halen piyasaya sürenler de kolayca “arabesk zengini” olmaktadırlar. Bütün bunların ötesinde insanlarımızın ne me lazımcılığı ve kendini geliştirmeden, kolay köşeyi dönme anlayışı da arabesk davranışların örneğidir.

KENDİNİ AŞAMAYAN BİR HAYAT GÖRÜŞÜ

1970-80 arasında bir çok Arabeskçi, kaset piyasasının zengini olmuştu. Arabesk, o yılların tek yayın organı TRT’de yasaklanmış, sonra ilk kez Polis Radyosu’nda yayımlanmış ve birdenbire yasaklar kalkmış, her yayın organını kuşatmıştı. Doğal ki yasaklar da bu müziği merak ettirtmiş, kaset satışını arttırmıştı.

Arabesk, Klasik Türk Müziği’ni de, Türk Halk Müziği’ni de kullanıp, kolay yoldan elindeki müziksel malzemeyi ağdalı ağlamalara çeviriyordu. Arabesk tartışmalarının en yoğun olduğu 1980-1990 arasındaki dönemde nice müzikçiyle bu yozlaşmaya değinmişim. Aralarından üç tanesini sizlerle paylaşmak istedim.

Ekrem Zeki Ün (1910-1987): “Yüz­yıl­lar­bo­yu Arap’tan ve Fars’tan alı­nan ci­ci­li bi­ci­li mıs­ra­lar gi­bi şak­rak nağ­me­le­rin süs­le­di­ği mü­zik gi­de­rek ba­ya­ğı­lık ve ba­sit­li­ğe bü­rün­dü. Bu sa­ray ar­tı­ğı mü­zik­te pa­sif­lik, ya­tay gö­rüş, ken­din­den mem­nun ol­ma duy­gu­su ha­kim­di. Ken­di­ni aşa­ma­yan bir ha­yat gö­rü­şü. De­vam­lı tek­rar ve ha­mam ta­şın­da uyuş­muş­luk ifa­de eden ha­re­ket­siz­lik. Çok­ses­li­lik­te te­ker­rür yok­tur. Dur­ma­dan ye­ni­le­ne­rek çe­şit­le­nir.”

Halk müziğimizin ünlü saz ustası Ni­da Tü­fek­çi (1929-1993)’ye şöyle sormuşum: “Üc­ra dağ köy­le­rin­de bi­le hal­kın ken­di­ne öz­gü tavrını de­ği­şik­li­ğe uğ­rat­tı­ğı, orlara da ara­besk ha­va­sı gir­di­ği söy­le­ni­yor”. Ve onu çok öfkelendirmişim: “Öy­le şey yok….Ben bu­gü­ne dek halk­tan ara­besk tür­kü çık­tı­ğı­nı duy­ma­dım. Bu değişiklik ancak şe­hir­ler­de olu­şuyor. Çün­kü mu­si­ki­nin ti­ca­re­ti baş­la­dı. Sa­na­tın ti­ca­re­ti olun­ca müş­te­ri­ye gö­re mal­ze­me­ler üret­mek ge­re­ki­yor. Ama halk ken­di üs­lu­bu­nu, ken­di mu­si­ki tar­zı­nı bı­rak­mı­yor.” Cengiz Tanç (1933-1997) demiş ki: “Kent­leş­me sü­re­cin­de olan va­tan­daş­lar, kent­le­re gel­dik­ten son­ra ye­ni kav­ram­la­ra ge­rek­sin­me du­yu­yor­lar ve dol­muş mü­zi­ği me­se­le­si or­ta­ya çı­kı­yor. Yi­ne şe­hir­ler­de yoz­laş­mış, ala­tur­ka, tek­ses­li Türk mü­zi­ği de hiç­bir za­man bü­yük bir yük­se­liş gös­te­ren Os­man­lı mü­zi­ği­nin ilk dö­nem­le­rin­de­ki De­de Efen­di’ler de­ğil. Bir de bun­la­ra ara­besk tü­rü ek­le­ni­yor. Bu da ge­nel­lik­le, ka­set­çi­le­rin, plak fir­ma­la­rı­nın arz-ta­lep me­se­le­sin­de alev­len­dir­dik­le­ri bir ko­nu.”

İşte şimdi aradan 30 yıl geçti ve biz hala aynı tartışmalar içindeyiz.

MÜZİK TARİHİNDE ARABESK

Sanat tarihinde arabesk mimariden gelen, Arap tarzında, aşırı süslemeli bir tarzdır. Müzikte “arabesk” deyişini ilk kullanan Schumann’ın kısacık piyano yapıtı ne Arap tarzındadır, ne de aşırı süslemeler içerir. Anlaşılan bir imgesel yolculuktur. Yirminci yüzyıl başlarında ise Debussy, Satie, R.Strauss, Respighi gibi besteciler minör tonlardaki gizemli besteleri ve süslemeleriyle Oryantalist düşünceye itibar etmişler, dolayısıyla Arap müziğinde de esin kaynakları aramışlardır. Arabeski asla Blues gibi toplumun acısını derinden dile getiren bir türle karşılaştıramayız. Blues’daki felsefenin melodiye, ritme ve polifoniye işlenişi çağımız klasik müziğine zenginlikler sunmuştur.

Bize dönersek, okullarımızda müzik derslerini kaldırdığımız gibi çocukları tv yarışmalarında Arabeskçilere özendiriyoruz. Bilgiyi ve kültürü artırmaya uğraşmazsak Arabesk’e şarkısıyla, yaşama tarzıyla teslim olmak durumundayız. Böylece onu üreten müzik medyasındaki zenginlerin sayısı da durmadan artacaktır.

evini@boun.edu.tr


Çağdaş Sanatımız/Çağdaş Müziğimiz TRT-TV programı, 1984

Güneş Gazetesi, 20/7/1990

Milliyet Sanat, 1/4/1983