<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Evin İlyasoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.evinilyasoglu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.evinilyasoglu.com</link>
	<description>Resmi İnternet Sitesi</description>
	<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 11:48:18 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>ARABESK MÜZİK/ ARABESK YAŞAM</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2010/08/20/arabesk-muzik-arabesk-yasam/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2010/08/20/arabesk-muzik-arabesk-yasam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 09:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Fazıl Say’ın Arabesk müzik/Arabesk yaşam tarzı üstüne başlattığı tartışmalar yalnız müzikçiler çevresinde kalmadı, daha geniş kitleleri de uyardı. Arabesk bir müzik biçemi değildir. 1960’lı yıllarda başlayan köyden kente göçeden kesimin yalnızlığını, Almanyadaki Türk işçilerinin bunalımını ve genelde yaşama küskünlüğü dile getiren şarkılardır. Sosyal koşulların doğurduğu ruhsal bunalımı anlatan, sözlere dayalı, monofonik, çok sazlı, kemanların Arap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fazıl Say’ın Arabesk müzik/Arabesk yaşam tarzı üstüne başlattığı tartışmalar yalnız müzikçiler çevresinde kalmadı, daha geniş kitleleri de uyardı. Arabesk bir müzik biçemi değildir. 1960’lı yıllarda başlayan köyden kente göçeden kesimin yalnızlığını, Almanyadaki Türk işçilerinin bunalımını ve genelde yaşama küskünlüğü dile getiren şarkılardır. Sosyal koşulların doğurduğu ruhsal bunalımı anlatan, sözlere dayalı, monofonik, çok sazlı, kemanların Arap müziği tarzındaki kaydırmalarıyla süslenen, şarkılar. Arabesk söylem, yaşamaya değer olmayan bir dünyada gelişmeden, savaşmadan ve durma yakınarak, uyuşukluk içinde yuvarlanıp gitmenin simgesi olmuştur. Arabesk bugün artık göçmen ya da yoksul bir kesimin yakınması değildir. Ne yazik ki lahmacunla viski içen, kültür derinliğinden yoksun bir “sosyete”nin uyuşukluğa, düzeysizliğe özenmesidir. Bu şarkıları halen piyasaya sürenler de kolayca “arabesk zengini” olmaktadırlar. Bütün bunların ötesinde insanlarımızın ne me lazımcılığı ve kendini geliştirmeden, kolay köşeyi dönme anlayışı da arabesk davranışların örneğidir.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>KENDİNİ AŞAMAYAN BİR HAYAT GÖRÜŞÜ</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>1970-80 arasında bir çok Arabeskçi, kaset piyasasının zengini olmuştu. Arabesk, o yılların tek yayın organı TRT’de yasaklanmış, sonra ilk kez Polis Radyosu’nda yayımlanmış ve birdenbire yasaklar kalkmış, her yayın organını kuşatmıştı. Doğal ki yasaklar da bu müziği merak ettirtmiş, kaset satışını arttırmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Arabesk, Klasik Türk Müziği’ni de, Türk Halk Müziği’ni de kullanıp, kolay yoldan elindeki müziksel malzemeyi ağdalı ağlamalara çeviriyordu. Arabesk tartışmalarının en yoğun olduğu 1980-1990 arasındaki dönemde nice müzikçiyle bu yozlaşmaya değinmişim. Aralarından üç tanesini sizlerle paylaşmak istedim.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ekrem Zeki Ün (1910-1987): “Yüz­yıl­lar­bo­yu Arap&#8217;tan ve Fars&#8217;tan alı­nan ci­ci­li bi­ci­li mıs­ra­lar gi­bi şak­rak nağ­me­le­rin süs­le­di­ği mü­zik gi­de­rek ba­ya­ğı­lık ve ba­sit­li­ğe bü­rün­dü. Bu sa­ray ar­tı­ğı mü­zik­te pa­sif­lik, ya­tay gö­rüş, ken­din­den mem­nun ol­ma duy­gu­su ha­kim­di. Ken­di­ni aşa­ma­yan bir ha­yat gö­rü­şü. De­vam­lı tek­rar ve ha­mam ta­şın­da uyuş­muş­luk ifa­de eden ha­re­ket­siz­lik. Çok­ses­li­lik­te te­ker­rür yok­tur. Dur­ma­dan ye­ni­le­ne­rek çe­şit­le­nir.”<a name="_ftnref1"></a></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Halk müziğimizin ünlü saz ustası Ni­da Tü­fek­çi (1929-1993)’ye şöyle sormuşum: “Üc­ra dağ köy­le­rin­de bi­le hal­kın ken­di­ne öz­gü tavrını de­ği­şik­li­ğe uğ­rat­tı­ğı, orlara da ara­besk ha­va­sı gir­di­ği söy­le­ni­yor”. Ve onu çok öfkelendirmişim:<span> </span>“Öy­le şey yok&#8230;.Ben bu­gü­ne dek halk­tan ara­besk tür­kü çık­tı­ğı­nı duy­ma­dım. Bu değişiklik ancak şe­hir­ler­de olu­şuyor. Çün­kü mu­si­ki­nin ti­ca­re­ti baş­la­dı. Sa­na­tın ti­ca­re­ti olun­ca müş­te­ri­ye gö­re mal­ze­me­ler üret­mek ge­re­ki­yor. Ama halk ken­di üs­lu­bu­nu, ken­di mu­si­ki tar­zı­nı bı­rak­mı­yor.”<a name="_ftnref2"></a> <span> </span>Cengiz Tanç (1933-1997) demiş ki: “Kent­leş­me sü­re­cin­de olan va­tan­daş­lar, kent­le­re gel­dik­ten son­ra ye­ni kav­ram­la­ra ge­rek­sin­me du­yu­yor­lar ve dol­muş mü­zi­ği me­se­le­si or­ta­ya çı­kı­yor. Yi­ne şe­hir­ler­de yoz­laş­mış, ala­tur­ka, tek­ses­li Türk mü­zi­ği de hiç­bir za­man bü­yük bir yük­se­liş gös­te­ren Os­man­lı mü­zi­ği­nin ilk dö­nem­le­rin­de­ki De­de Efen­di&#8217;ler de­ğil. Bir de bun­la­ra ara­besk tü­rü ek­le­ni­yor. Bu da ge­nel­lik­le, ka­set­çi­le­rin, plak fir­ma­la­rı­nın arz-ta­lep me­se­le­sin­de alev­len­dir­dik­le­ri bir ko­nu.”<a name="_ftnref3"></a></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İşte şimdi aradan 30 yıl geçti ve biz hala aynı tartışmalar içindeyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong>MÜZİK TARİHİNDE ARABESK</strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sanat tarihinde <em>arabesk</em> mimariden gelen, Arap tarzında, aşırı süslemeli bir tarzdır. Müzikte “arabesk” deyişini ilk kullanan Schumann’ın kısacık piyano yapıtı ne Arap tarzındadır, ne de aşırı süslemeler içerir. Anlaşılan bir imgesel yolculuktur. Yirminci yüzyıl başlarında ise Debussy, Satie, R.Strauss, Respighi gibi besteciler minör tonlardaki gizemli besteleri ve süslemeleriyle Oryantalist düşünceye itibar etmişler, dolayısıyla Arap müziğinde de esin kaynakları aramışlardır. Arabeski asla Blues gibi toplumun acısını derinden dile getiren bir türle karşılaştıramayız. Blues’daki felsefenin melodiye, ritme ve polifoniye işlenişi çağımız klasik müziğine zenginlikler sunmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bize dönersek, okullarımızda müzik derslerini kaldırdığımız gibi çocukları tv yarışmalarında Arabeskçilere özendiriyoruz. Bilgiyi ve kültürü artırmaya uğraşmazsak Arabesk’e şarkısıyla, yaşama tarzıyla teslim olmak durumundayız. Böylece onu üreten müzik medyasındaki zenginlerin sayısı da durmadan artacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span><a href="mailto:evini@boun.edu.tr">evini@boun.edu.tr</a></span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<div>
<hr size="1" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn1"></a> Çağdaş Sanatımız/Çağdaş Müziğimiz TRT-TV programı, 1984</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn2"></a> Güneş Gazetesi, 20/7/1990</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn3"></a> Milliyet Sanat, 1/4/1983</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2010/08/20/arabesk-muzik-arabesk-yasam/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>14 Ekim saat 17:0</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/09/28/14-ekim-saat-170/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/09/28/14-ekim-saat-170/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 13:59:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İmza Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[14 Ekim saat 17:00 Antalya AKM fuayesinde Evin İlyasoğlu Yalçın Tura kitabını imzaliyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>14 Ekim saat 17:00 Antalya AKM fuayesinde Evin İlyasoğlu Yalçın Tura kitabını imzaliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/09/28/14-ekim-saat-170/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YENİ CDLERİNDEN SEÇMELER</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/yeni-cdlerinden-secmeler/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/yeni-cdlerinden-secmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:41:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 29 Temmuz 2009
Kış sonunda elime ulaşmış CD’leri ancak değerlendirme fırsatı buluyorum. Kimi ilk Cdsiyle gündeme gelmiş, kimi önceki çalışmalarına bir yenisini eklemiş. Lusavoriç Ermeni Kilisesi Korosu’nun  2007’deki Lütfü Kırdar Salonu konseri Kalan Müzik tarafından yayımlanmış. Şef Hagop Mamigonyan, Istanbul Devlet Senfoni Orkestrası üyelerinden oluşan topluluğu ve çeşitli solistlerin yer aldığı Lusavoriç Korosunu yönetiyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 29 Temmuz 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Kış sonunda elime ulaşmış CD’leri ancak değerlendirme fırsatı buluyorum. Kimi ilk Cdsiyle gündeme gelmiş, kimi önceki çalışmalarına bir yenisini eklemiş. Lusavoriç Ermeni Kilisesi Korosu’nun <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>2007’deki Lütfü Kırdar Salonu konseri Kalan Müzik tarafından yayımlanmış. Şef Hagop Mamigonyan, Istanbul Devlet Senfoni Orkestrası üyelerinden oluşan topluluğu ve çeşitli solistlerin yer aldığı Lusavoriç Korosunu yönetiyor. Gomidas, Bartevyan, Dikranyan, Sarkisyan, Yegmalyan gibi nice tarihî Ermeni besteciyle Mozart, Bach, Puccini ve Schubert gibi Batılı besteciler kaynaştırılmış. Anadolu’nun rengarenk folklorundaki yalınlığın polifonik dokuda işlendiği ezgileri dinliyoruz. Solistler entonasyon ve orkestrayla birliktelik açısından profesyonel düzeyde değil. Ancak koro, büyük fortelerdeki zenginliği, birlikte söylemedeki ustalığı ve ağız yapısındaki özeniyle çok etkileyici.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Lusavoriç (ışık tutan, aydınlatan anlamında) Korosu’nun temeli 1929’a dayanıyor. Koro müziğine dünüyle bugünüyle katkıda bulunan, dağarcık araştırması yapan ve yerelden evrensele doğru düzeyi yitirmeden çalışan şef ve üyeleri kutlamak gerek.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">EMRE ELİVAR’IN ROMANTİK CDSİ SONY MÜZİK’DEN ÇIKTI</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">İlk “profesyonel” CD’sini piyasaya süren yorumcular, sanatsal nitelikleri kadar seçtikleri içeriğe göre de değerlenirler. Kendi çalgısının örnek dağarcığıyla bu kervana katılanlar doğal ki hep daha önceki ustalarla kıyaslanma tehlikesi geçirirler. Öte yanda, ilk çıkışlarını kendine özgü bir programla oluşturanların da temel dağarcığı nasıl yorumladığı merak edilecektir!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Piyansit Emre Elivar Schubert’in Üç Piyano Parçasıyla Schumann’ın Senfonik Etüdlerini Sony Müzik’ten piyasaya çıkartmış. Romantizmin kendine özgü geniş kanallarında o da kendi özgür yorumunu getirmiş. Ne Brendel’in Schuberti, ne Pollini’nin Schumannı, Emre’nin kendine has söylemi! Usta tekniğini daha iyi sergileyebilmesi için 1970 başlarından bir Becksetin yerine keşke daha nitelikli bir piyanoda kayıt yapsaymış. Sony gibi uluslararası bir etiketle dünya piyasalarına çıkan kayıt umarız çok ses getirir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">İlk kez sesini CD’de duyuran kemancı Sevil Ulucan madalyonun diğer yüzünü seçmiş: Temel dağarcık yerine kendini özgün bir seçkiyle tanıtıyor. Aynı coğrafyadan, Bulgar, Rus, Azeri ve Türk folklorundan esinlenmiş klasik yapıtları özenli bir ortak paydayla birbirine bağlamış. Bu ortak payda derin bir hüzün. Sevil’in duyarlı ve ışıltılı yorumuna, piyanist Gülnare Şehinskaya oldukça gölgede bir eşlik sunmuş. Bulgar besteci Çerkin’in bir aşk şarkısının adı Sevdana, CD’ye de başlık olmuş. CD’deki diğer yapıtlar arasında Vladigerof, Arenski, Çaykovski, Saygun, Sun ve Amirov’un yapıtları yer alıyor. Sevil Ulucan’ın tertemiz entonasyonu ve yürekten çağrısı etkileyici.</span></span></p>
<p style="line-height: normal;"><span style="font-family: Arial; color: windowtext; font-size: 12pt;" lang="EN-US">ŞİRİN PANCAROĞLU’NUN DÖRDÜNCÜ CDSİ</span></p>
<p style="line-height: normal;"><span style="font-family: Arial; color: windowtext; font-size: 12pt;" lang="EN-US">Şirin Pancaroğlu dördüncü CDsinde, artık kendini kanıtlamış bir arpçı olarak yeni ufuklara doğru yelken açmış. “Telveten” başlığının açılımı tel ve ten. Tarihte bilinen en eski çalgılardan arp ve vurmalı çalgıları simgeleştiren bu başlık, Şirin Pancaroğlu ve İsrailli perküsyon ustası Yinon Muallem’in ortak çalışmaları.</span><span style="font-family: Arial; font-size: 12pt;" lang="EN-US"><span style="color: #666666;"> </span></span><span style="font-family: Arial; color: windowtext; font-size: 12pt;" lang="EN-US">Bana bir zamanlar udi Anouar Brahem ile Kudsi Erguner’in yaptığı gizemli CD’yi anımsattı. </span><span class="ver111"><span style="font-family: Arial; font-size: 12pt;" lang="EN-US">Albümde <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>klasikleşmiş yapıtlarla doğaçlamalar kaynaştırılmış. Isaac Albeniz, François Couperin, Carlos Gardel gibi bildik bestecilerin yanısıra, Muallem&#8217;in <em>Minör Çeşitlemeler </em>adlı bestesi ve çeşitli doğaçlamalar da yer alıyor. Arp ve vurma çalgıların tını çeşitlenmesine İranlı sanatçı Arslan Hazreti de Azeri kemençesiyle katılmış. Şirin’in değişik kültürlere açık tutumu böylesine<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>eşi olmayan bir albumü ortaya çıkartmış.</span></span></p>
<p style="line-height: normal;"><span class="ver111"><span style="font-family: Arial; font-size: 12pt;" lang="EN-US"> </span></span></p>
<p style="line-height: normal;"><span class="ver111"><span style="font-family: Arial; font-size: 12pt;" lang="EN-US"><a href="mailto:evini@boun.edu.tr"><span style="font-size: 11.5pt;"><span style="color: #0000ff;">evini@boun.edu.tr</span></span></a></span></span></p>
<p style="line-height: normal;"><span style="font-family: Arial; color: windowtext; font-size: 12pt;" lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/yeni-cdlerinden-secmeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AYVALIĞIN ORTASINDA BİR SANAT VAHASI</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/ayvaligin-ortasinda-bir-sanat-vahasi/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/ayvaligin-ortasinda-bir-sanat-vahasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:40:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=265</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 22 Temmuz 2009
Ayvalık’ta Filiz Ali’nin başlattığı Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) on ikinci yılında. AIMA’nın bugünkü başarısının lokomatifi  Prof.Filiz Ali ile oniki yılın sürecini ve yarınlara yönelen amaçları konuştuk.
Filiz Ali’nin  Ayvalığa yakınlığı babası Sabahattin Ali’nin zamanına dayanıyor. 1960’larda Beral-Teoman Madra ile arkadaşlığı sürecinde Ayvalık’ı daha iyi tanımış. Ve emekli olunca başını dinleyeceği bir konum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 22 Temmuz 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 1;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Ayvalık’ta Filiz Ali’nin başlattığı Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) on ikinci yılında. AIMA’nın bugünkü başarısının lokomatifi<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Prof.Filiz Ali ile oniki yılın sürecini ve yarınlara yönelen amaçları konuştuk.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Filiz Ali’nin<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ayvalığa yakınlığı babası Sabahattin Ali’nin zamanına dayanıyor. 1960’larda Beral-Teoman Madra ile arkadaşlığı sürecinde Ayvalık’ı daha iyi tanımış. Ve emekli olunca başını dinleyeceği bir konum olarak burayı seçmiş. Bir yaz okulu kurma fikri ilk kez 1998’de Ayla Erduran ile birlikte oluşmuş. Filiz Ali’ye maddi ve manevi destek olan Erduran, kendi dostu olan ünlü sanatçıları toplamış. Bu güne dek geçen 12 yıl boyunca her yıl giderek yeni boyutlar kazanan, durmuş oturmuş bir yaz okuluna dönüşen, AIMA böylece ortaya çıkmış.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>AIMA’nın en büyük şansı Ayvalıklıların sahip çıkması, evlerini<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ve gönüllerini açarak, Filiz Ali’ye destek olması. Önce Ümit Boyner’e yazdığı bir mektupla Eylül ayında bir haftalığına “ustalık derslerini” sürdürebilmek için doğa içinde<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bir mekan istemiş. Böylece Boyner ailesinin Cunda adasındaki evi tahsis edilmiş. Kamran-Selçuk Gündemir’in evi gibi Ayvalığın yerlisi kişilerin öğrencilere evlerini açmaları, giderek her boyuttan bağışın artması, Ayvalık belediyesinin katkıları; bir gelen öğrencinin birkaç kez gelmesi AIMA’ya güç vermiş. Uluslararası değerde hocaları ve doğanın içindeki harika ortamıyla dünyanın çeşitli köşelerinden öğrencilerin de ilgi odağı olmuş. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: İlk yıllarda keman ve viyolonsel sınıflarıyla başladınız, diğer dallar bir yaz okulu standardına uymak için mi, yoksa öğrencilerden gelen istek üzerine mi eklendi?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Evet, ilk yıllarda yaylı çalgılar ve oda müziği masterclass’ları ile başladık. Yıllar ilerledikçe masterclass’ları çeşitlendirme düşüncesiyle değişik çalgılar ekledik. Tam olarak bir yaz okulu olmasa da fikren bir yaz okulu karakteri vardı aklımızda. Günün birinde AIMA’yı bir yaz okuluna dönüştürme fikrimiz hala bakidir. Farklı çalgılarla Masterclass düzenleme aşamasında öğrenci ve öğretmenlerin önerileri oluyor elbette. Biz önerileri değerlendiriyoruz ve bizler için uygun olan ve ilgi toplayacak çalgıların masterclass’larını düzenlemek üzere işe koyuluyoruz. Değişik çalgıların bir arada olduğu masterclasslar düzenlemenin avantajlarından biri de Masterclass sonunda verdiğimiz konserlerde küçük çaplı oda orkestrası kurabiliyor olmamızdı. Bu da konsere farklı bir renk katıyordu kuşkusuz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: Yaylı çalgılar, derken flüt ve klarinet gibi üflemeler, derken kompozisyon ve derken tamamen ayrı bir atölye: Pınar Kür’ün yazarlık atölyesi..Acaba müzisyenlerin yazarlığa ilgisi oluyor mu hiç? Yoksa onun müşterileri tümüyle kendine mi özgü?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bestecilik ve Yazarlık Atölyeleri AIMA’nın düzenlediği en değişik iki etkinlik oldu diyebiliriz. Çalgı masterclass’larından yapısal olarak farklı etkinliklerdi. Masterclass yerine atölye teriminin kullanılması da bu nedenledir bir yerde. Pınar Kür yönetiminde Yazarlık Atölyesi’nin katılımcıları müzisyen değil de, genç yazar ve yazar adaylarından oluşuyordu. Müzik dünyasının dışında bir katılımcı grupla çalışmak bizler için de ilginç bir deneyim oldu. Elbette, Yazarlık Atölyesi çalışmalarının odak noktası edebiyat ve müzik ilişkisiydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU:<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>10. yıldan bu yana, üç yıldır,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İdil Biret ile başlayan piyano ustalık sınıflarınız var. Aslında İdil Biret ders vermeyi pek sevmezdi. Tam öğrenciye anlatırken kendimi tutamıyorum, ben çalmaya başlıyorum, derdi. Belki AIMA da ona daha sabırlı bir hoca olması yolunda deneyim yaratıyor..</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bu yıl İdil Biret ile üçüncü Piyano Masterclass’ını düzenliyoruz. Geçtiğimiz iki sene müthiş bir katılım oldu Piyano Masterclass’larına. Genç piyanistlerimiz İdil Biret’in engin deneyimlerinden faydalanmak için geliyorlar ve genelde kontenjanın üzerinde başvuru alıyoruz. İki yıl üst üste gelen ve bu sene de başvuran devamlı öğrencilerimiz var. İdil Biret’in sonsuz sabrı ve yumuşaklığı hepimizi kendine hayran bırakıyor. Onun derslerinde öğrenciler müzik üzerine düşünmeyi, gelmiş geçmiş büyük piyanistlerin ve bestecilerin felsefelerini ve iç dünyalarını da öğreniyorlar. Genç piyanistlerle bağlantı kurmak ve onların gelişimini takip etmek İdil Biret için de ilgi çekici bir deneyim olsa gerek. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: 2005’den başlayarak bir de kış konserleri düzenliyorsunuz. Bunları Ayvalık sakinleri için mi, yoksa kış günlerinde de dışardan Ayvalığa dinleyici çekmek, AIMA’yı güçlendirmek için mi organize ediyorsunuz?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Kış aylarında Ayvalık çok sakin bir şehir haline gelir. Temmuz ve Ağustos’un kalabalık atmosferinden arınmış bambaşka bir şehir olur adeta. Ayvalık’ın yerel sakinleri ve büyük şehirlerin karmaşasından kaçarak Ayvalık’a yerleşmeyi seçmiş kişiler kalır kışın. Biz kış konserlerini kışın da Ayvalık’ta yaşayanlar için düzenliyoruz. Yaz aylarındaki kadar kalabalık olmasa da AIMA’yı bilen ve bizlere destek olan Ayvalık’lı dostlarımızdan bir dinleyici kitlemiz oluştu. Bu konserleri AIMA’nın merkezi olan Haluk Barutçuoğlu Evi’nde veriyoruz. Böylece bu evin yazın olduğu gibi kışın da canlı ve faal durumda olmasını, Ayvalık’ın sosyal ve kültürel hayatına renklilik katmasını sağlamaya çalışıyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: AIMA ülkemizdeki en uzun ömürlü ve giderek ivme kazanan bir yaz okulu. Önce on gün diye başlanmış, şimdi neredeyse bütün bir yaza yayılıyor. Genişleyen zaman, artan öğrenci ve öğretmen sayısı, yönetimde de personelin artmasını, daha profesyonel bir yapılanmayı, kurumsallaşmayı gerektiriyor herhalde.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Evet gerektiriyor şüphesiz. 12 yıldır Dr. İlke Boran ve ben, bu organizasyonu fiilen iki kişi olarak sürdürüyoruz. İstanbul’da bize iletişim ve tasarım konularında gönüllü yardım eden Sibel Asna, Sadık ve Ayşe Karamustafa ve Ayşe Ataman gibi harika dostklarımız var. Bazı yıllar öğrencilerimizden yardım alıyoruz. O zaman ekibimiz biraz daha genişliyor. Özellikle Masterclass döneminde yardıma çok ihtiyacımız oluyor. Diğer yandan AIMA’ya gönül vermiş Ayvalıklı dostlarımızdan yıllardır destek alırız. Organizasyonlarda, konser ve yemek davetlerimizde yardımlarını eksik etmezler sağolsunlar. Ayvalıklı dostlarımızla bir araya gelip Prof. Dr. Münir Ekonomi’nin yol göstericiliği ile bu yıl bir dernek kurduk. Yeni derneğimizde de işlere dört koldan sarılarak hep beraber çalışıyoruz. Umarım bu yeni oluşum AIMA ve hepimiz için hayırlı olur. Tabii yurt dışındaki masterclass’lara baktığımızda, belediyelerin, valiliklerin, kültür bakanlıklarının bu tür etkinliklere muazzam yardımlar yaptığını görüyoruz. Bu masterclass’lar da bir anlamda bu destekler sayesinde ayakta durabiliyor. Bizim de bu tür desteklere ihtiyacımız oluyor, ama biz desteğimizi AIMA dostlarından ve AIMA’ya inanan kişilerden alıyoruz. Açıkçası AIMA’nın böyle özerk desteklerle 12 yıl boyunca mucizevî bir şekilde ayakta kalması bizleri memnun ediyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: Bir de öğrenci sorumluluğu var.14 yaşından küçük çocuk kabul etmiyorsunuz, ama yine de bir yaz mekanında gençlerin coşkusu başka olabilir. Disiplin gerektiren önlemler alıyor musunuz?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Tabii belli kurallarımız var. Öğrencilerimiz genelde 15-25 yaş aralığında olduğu için sorumlulukları Masterclass süreci boyunca bizlerin üzerinde. Haluk Barutçuoğlu Evi’nde kalan öğrencilerimiz için bir kullanım koşulları listemiz oluyor. Akşam belli bir saatten sonra dışarı çıkmalarına izin verilmiyor. Bunun gibi basit kurallarımız var. Pansiyon’da kaldıklarında ise pansiyon sahibesi onlara bir anne gibi sahip çıkıyor. Bununla birlikte öğrencileri çok da sıkboğaz etmiyoruz. Zaten müzisyen olmaya karar vermiş birinin hayatı disiplinli olmak zorundadır. Gençlerimizin de otomatik olarak otokontrollü olduklarını gözlemliyoruz.. Onlar hem çalışmayı hem de eğlenmeyi bilen olgun çocuklar. Bugüne kadar neyse ki bir disiplin sorunu yaşamadık, umarız bundan sonra da hiç yaşamayız. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: Şimdi size ait olan yeni bir binanız var. Hem dersler için hem de ev konseri şeklinde dinletiler sunmak için. Haluk Barutçuoğlu’nun bağışı, Eczacıbaşı Vakfı onarmış. Burası artık temelli bir merkez değil mi?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">Avukat Haluk Barutçuoğlu 2003 yılında Ayvalık’taki evini AIMA’nın kullanımı şartıyla Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladı. Eczacıbaşı Vakfı binanın onarım ve yıllık masraflarını üstlendi. Biz 2005 senesinden itibaren Haluk Barutçuoğlu’nun bu çok değerli bağışı sayesinde merkez büromuzu ve AIMA Merkezini oluşturma fırsatını bulduk ve yine bu sayede masterclass’ları çoğaltma ve bütün yaza yayma olanağını bulduk. Haluk Bey’in eşi Tınçay Barutçuoğlu da bize bir Yamaha C1 bağışladı. İdil Biret’le Piyano Masterclass’larını da bu sayede düzenlemeye başladık. Ardından Muazzez İpar’ın piyanosunu kızı Ümit Ersan, bir kaç ay önce kaybettiğimiz sevgili dostum Gönül Kayra’nın piyanosunu da eşi Cahit Kayra bağışladılar.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: Aslında Türkiye’deki masterclass’ların en büyük sorunu konservatuvar hocalarının öğrenci yollamamasıdır. Özellikle şan okullarında buna rastlanır. Siz bu barikatı aştınız ki, 12 yıldan beri ilk kez geçen yıl şan ve opera dersi koydunuz ve bu sene tekrarlıyorsunuz! </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">12 yılın ardından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: katılım oranlarının yıldan yıla değişim göstermesi çok farklı faktörlere dayanabiliyor. Bazı konservatuvar öğretmenlerinin öğrencilerini hiçbir yere göndermemeleri yıllardır bilinen bir gerçektir. Biz de bu faktörü zaman zaman hissetmiyor değiliz ama şimdi sanırım durum biraz daha farklı. Genç nesil öğretmenler daha dışa açık ve dolayısıyla öğrencilerini göndermeyen öğretmen oranı azaldı. İlginç olan, bazı çalgılar her daim ilgi toplarken bazı çalgılara katılımlar çok düşük olabiliyor. Örneğin keman veya viyolonsel masterclass’larında hiçbir zaman katılımcı sorunu yaşamadık. Diğer yandan, klarinet, flüt, hatta gitar, bestecilik ve şan alanında katılımların çok taşkın olmadığını gördük. Bunun biraz da öğrencilerin bu tür masterclass’larla ne derece ilgili olduklarıyla bağlantılı. Bir istatistik yapılsa en yoğun ilginin keman, viyolonsel ve piyano üzerine olduğu ortaya çıkar herhalde.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: En eski hocanız Lucas David, on yıldan beri geliyor. Bir yerde AIMA onunla özdeşleşmiş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Nedir tılsımı Lucas David’in?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Lukas David’in pek çok özelliği var, her şeyden önce müthiş bir kemancı ama en önemlisi çok sabırlı ve detaylı çalıştıran bir öğretmen. Özellikle teknik sorunları olan genç öğrencileri sabırla ve büyük itina ile çalıştırıyor. Yaylarını, sol el tekniklerini düzeltiyor. Bu nedenle genç öğrencilerimiz için harika bir hoca. Diğer yandan herkes, Ayvalıklılar da onun yaşına ve ustalığına hürmet ediyor. On senedir geldiği için de burada kendine bir hayran kitlesi edindi. 2 Temmuz 2009’da verdiğimiz Masterclass konserinde Lukas David sahneye çıktığında dinleyicilerden muazzam bir tezahürat yükseldi. Bu bizler için çok mutluluk verici bir durum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU. Türk hocalarla bir denge kurma kaygınız var mı, yoksa rastlantı olarak kimi hocalar Türk oluyor?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Özellikle bir denge kurmak çabasında olduğumuzu söyleyemem ama yabancı ülkelerdeki çok değerli müzisyen ve hocalar gibi ülkemizdeki çok değerli ustaları masterclass’larımıza davet edip onların da AIMA ailesinin bir parçası olmalarını sağlıyoruz. Başlangıçta Ayla Erduran, sonraki iki yıl Suna Kan bizi kırmadılar ve derslerinden çok güzel sonuçlar elde ettiler. 2000 yılından beri Çiğdem İyicil aşağı yukarı her yıl geliyor. AIMA için asıl önemli olan genç müzisyenlere faydalı olacak, onların ufuklarını genişletecek ustalarla çalışma olanağını bu pırıl pırıl gençlere sunmaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">SORU: Ve klasik bir soru: Bundan sonraki yıllar için ne yenilikler, ne projeler düşünüyorsunuz?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">2008’den bu yana, AIMA “ikinci on yıl” sloganını taşıyor. Öncelikle ikinci on yılı en az ilk on yıl kadar başarılı bir şekilde sürdürmek istiyoruz. Derneğimiz sayesinde, Ayvalık’ın yerel gençlerine müzik dersleri vermek gibi ileriye yönelik projemiz var. Ayvalık’ın yerel yönetiminden gerekli destekleri alabilirsek, şu anda kimi harap kimi depo olarak kullanılan mekânlar onarılırsa bir Ayvalık Müzik Festivali bile düzenlenebilir. Deneyimimiz var, enerjimiz var, biz hizmete her zaman hazırız. Ayvalık’ın bu tür etkinliklere çok uygun olduğuna ve bunu yapabilecek gücü olduğuna inanıyoruz. Önemli olan, gerekli maddi ve manevi desteği sağlamak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/ayvaligin-ortasinda-bir-sanat-vahasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>LEYLA GENCER’E YENİ BİR KİTAP</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/leyla-gencer%e2%80%99e-yeni-bir-kitap/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/leyla-gencer%e2%80%99e-yeni-bir-kitap/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:38:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 15 Temmuz 2009
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Leyla Gencer için yeni bir kitap yazılmasını öngörünce  yine Tutkunun Romanı’nın yazarı Zeynep Oral’a başvurmuştu. O da büyük bir alçakgönülle böyle bir çalışmanın sadece editörlüğünü üstleneceğini, çeşitli yazarlardan anılar ve görüşler toplayarak yeni bir Leyla Gencer kitabı oluşturacağını söylemişti. Oysa elimize ulaşan bu büyük boyutlu özenle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 15 Temmuz 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Leyla Gencer için yeni bir kitap yazılmasını öngörünce<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>yine Tutkunun Romanı’nın yazarı Zeynep Oral’a başvurmuştu. O da büyük bir alçakgönülle böyle bir çalışmanın sadece editörlüğünü üstleneceğini, çeşitli yazarlardan anılar ve görüşler toplayarak yeni bir Leyla Gencer kitabı oluşturacağını söylemişti. Oysa elimize ulaşan bu büyük boyutlu özenle hazırlanmış kitabı görünce şaşmamak elde değildi: Evet, kimi yazar, opera sanatçısı ve Leyla hanımı yakından tanımış kişilerden bu kitap için özel makaleler toplanmış. Ancak daha önceden hiç bilmediğimiz nice fotoğraf, yerli ve yabancı basında çıkmış birçok eleştiri, yaşam çizgisi, ödüllerinin listesi, dağarcığının listesi ve dört besteciyi içeren ders notlarından seçmelerle belgesel niteliğinde bir çalışma ortaya çıkmış. Zeynep Oral, bu<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>seminer ve konferans notlarından çok küçük bir bölümü aldığını, daha nice operanın analizini, ses seçimini içeren teknik ayrıntıları bu kitabın dışında bıraktığını söylüyor. Aslında bu kitabı okuyan, artık bundan sonra Leyla Gencer için daha ne yazılabilir ki, diyebilir. Oysa bundan sonra ders notlarının yayımlanması kaçınılmaz. Opera sanatçıları ve müzik araştırmacıları için çok değerli bir kaynak olur. Mutlaka İngilizce ve Türkçe yayımlanmalıdır. Çünkü Leyla Gencer sıradan bir operacı değil. Onun opera sanatına nasıl analitik baktığını,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>araştırmalarıyla dünya opera tarihine neler kazandırdığını biliyoruz. Bu kitapta okuduğumuz kısacık notlar bile onun “entellektüelliğini” ortaya koyuyor. Örneğin Bellini’den şöyle söz ediyor: “Onu yalnızca bir besteci olarak değil, lirik bir şair gibi düşünmeliyiz&#8230;İnsan sesi kapasitesinin en son sınırındadır. Casta Diva aryası, tekrarı imkansız bir örnektir ve sürekli yükselen hissî bir katılımla bir ayini anlatır.” Verdi’nin müziği ve dramı bütünleştiren bir çığır açtığını söylüyor: “Verdi, oratoryo şeklindeki operadan tamamen uzaklaşmış, oyun kişilerini ve koroyu her türlü duruma ve serüvene sokup çıkarıyor, sanki onları kendi kaderlerine koşturuyordu.” Rossini’nin tüm kuralların üstüne çıkıp gülümseyen havasına şöyle değiniyor: “Tıpkı Mozart’ta olduğu gibi trajik ve komik aynı gerçeğe dayanır. Bu gerçek, Rossini’nin tüm eserlerinin özü, hem <em style="mso-bidi-font-style: normal;">opera buffo</em>da hem <em style="mso-bidi-font-style: normal;">opera seria</em>da bir nabız gibi atan ritimdir.” Donizetti’nin de çağının psikolojik sorunlarını araştırdığına ve bu ruhsal hallerin yapıtlarında yer alışına değiniyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">BASINDAN YANSIMALARDA LEYLA GENCER</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Kitabın orta bölümü yerli ve yabancı basından Leyla Gencer yazılarına ayrılmış. Taa 1950’li yıllardan başlıyor. Örneğin La Traviata için bakın neler demişler: “Lirik tiyatronun sıra dışı, özgün bir kimliği&#8230;” (Il Piccolo gazetesi 1955). “Çok ender rastlanan ifade yoğunluğuyla şaşırttı” (La Scala Dergisi 1955). “Entellektüel özelliği olan bir kadın ve bu çekici özelliklerini taşımasını bilen bir kadın. Sesi de aynen böyle..”(Neuer Kurier 1957). Türkiye’de çıkan yazıların biri de imzasız. Zeynep Oral’a göre kaynayan cadı kazanının bir göstergesi. Bu yazı Leyla Gencer’in yurt dışındaki başarısını “o sıralarda Avrupa’daki soprano bunalımı”na bağlıyor. Aynı yıl, 1956’da Amerika’daki Time Dergisi ise şöyle diyor: “Bu ses büyük bir duygusal güç, duygu yoğunluğunu yayma yeteneğine sahip. Amerika Birleşik Devletleri onu daha çok duyacak.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bu sıralarda yeni okuduğum Maria Callas’ın yaşam öyküsü “Çok Gururlu, Çok Kırılgan”adlı kitap (Alfonso Signorini, çev. E.C.Yücesan) da beni çok etkilemiş olacak ki aynı zaman dilimi içinde aynı ortamları paylaşan ve Callas’ın skandallarla yüklü yaşamına karşı kendi savaşını veren Leyla Gencer’e ait bu kitabı elimden bırakamadım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Leyla Hanım Şakir Eczacıbaşı’ya üç vasiyette bulunmuş: Krematoryum’da yakılarak küllerinin Boğaz sularına serpilmesi; Leyla Gencer Şan Yarışması’nın sürdürülmesi ve yeni açılacak vakıf binasında onun için bir müze gerçekleşmesi. Bunlardan birincisi yerine getirildi. Yarışmanın gerçekleşmesi her seferinde sponsorların eli açıklığına bağlı. Müze ise La Scala’nın ünlü yönetmeni ve dekoratörü Pier Luigi Pizzi tarafından düzenlenecek. Zeynep Oral kendi telif hakkını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine bağışlamış. Bu kitabı Kültür Bakanlığına ait DÖSİM dükkanlarından satın alabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><a href="http://www.evinilyasoglu.com/"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">www.evinilyasoglu.com</span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/leyla-gencer%e2%80%99e-yeni-bir-kitap/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>37.FESTİVALİN ARDINDAN</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/37festivalin-ardindan/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/37festivalin-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 8 Temmuz 2009
37. Istanbul Müzik Fesitvali geçen hafta Daniel Barenboim’un iz bırakan bir konseriyle sona erdi. Barenboim Beethoven’in 3.piyano konçertosunda, yılların damıttığı bir müzik anlayışıyla, yapıtın bestelendiği çağı gözeten, bestecinin kendine özgü renklerini koruyan kontrollü bir yorum sergiledi. Konserini kendi solistliğinde ve baştan sona ezbere yöneten acaba kaç şef vardır?  Barenboim, programın ikinci [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 8 Temmuz 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">37. Istanbul Müzik Fesitvali geçen hafta Daniel Barenboim’un iz bırakan bir konseriyle sona erdi. Barenboim Beethoven’in 3.piyano konçertosunda, yılların damıttığı bir müzik anlayışıyla, yapıtın bestelendiği çağı gözeten, bestecinin kendine özgü renklerini koruyan kontrollü bir yorum sergiledi. Konserini kendi solistliğinde ve baştan sona ezbere yöneten acaba kaç şef vardır?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Barenboim, programın ikinci yarısında yer alan Berlioz’un Fantastik Senfonisi’ni erken romantizmin saflığından sıyrılıp dramatik anlatımla yönetti. La Scala Filarmoni Orkestrası’nın pirinç çalgılarını özel olarak kutlamak gerek.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Ayrıca, günümüzde sanatçının toplumsal duyarlılığını taşıyan Barenboim’a IKSV’nin ”Yaşam Boyu Başarı Ödülü” sunması<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>önemli anlamlar taşıyordu. Eğitime, toplumların buluşmalarına, müziğin<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bir barış gücü olmasına verdiği önem, onu ayrıcalıklı kılıyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">EN GÖRKEMLİ KONSER MUTTER,PREVIN, HARREL ÜÇLÜSÜNDEN</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Bu festivalde birşey dikkatimi çekti: Artık yalnız merkez Avrupa’dan değil, dünyanın dört bir yanından sanatçı geldiği gözleniyordu: Kore, Lima,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kopenhag, Şangay, Cordoba, Transilvanya, Sri Lanka, Buenos Aires ve Rusya doğumlu nice sanatçıyı konuk ettik. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Festivalin dört dörtlük ve en görkemli konseri Mutter, Harrel ve Previn üçlüsünün dinletisiydi. Onların çaldığı Mozart ve Mendelssohn üçlüleri uzun süre kulaklarımızdan silinmeyecek ve bu festivalin simgesi olarak tarihe geçecek. İstanbul Müzik Festivali gibi bir organizasyonun artık her açıdan donanımlı bir konser salonuna son derece gereksinimi olduğu bir kez daha ortaya çıktı. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Aya İrini, büyüleyici atmosferi bir yana, büyük orkestraları dinlemek için felaket bir mekan. Ancak oda müziği, koro ve kalabalık olmayan, eski (özgün) çalgılarla yorumlanan bir oda orkestrası bu ortamda güzel tınlayabiliyor. Ne yazık ki hala AKM’nin durumunu bilmiyoruz. Cemal Reşit Rey Salonu festivalde neden kullanılmaz, onu da bilmiyoruz. Kadıköy’deki Süreyya Operası güzel akustiğine ve sevimli ortamına karşın çok az sayıda dinleyici alabiliyor. Lütfü Kırdar da bir konser salonu olarak inşa edilmediğinden akustik açından sorunlar yaratabiliyor. Bugün dünyanın büyük sanat merkezleri konser ve opera binalarının kusursuzluğuyla yarışıyorlar. Savaş sonrası Almanya’da ilk onarılan binalar opera evleriydi. Böylesi büyük sanatçıları getirdiğimiz İstanbul’a bu kadar mı zor doğru dürüst bir konser-opera sahnesi yapmak!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.evinilyasoglu.com/"><span style="font-size: small;">www.evinilyasoglu.com</span></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/37festivalin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KRALİÇELERİN BÜYÜLÜ ŞARKILARI</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/kralicelerin-buyulu-sarkilari/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/kralicelerin-buyulu-sarkilari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:36:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=258</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 1 Temmuz 2009
Belli bir konunun çevresinde dolaşan tematik konser programları dinleyiciye her zaman alımlı gelir. Belli bir çağın, bir akımın, ya da bir ülkenin çevresindeki buluşmalar imge gücünü süsler. Yapıtları birbirine ortak paydayla bağlayabilen dinleyici daha bir yaratıcı kulakla dinlemenin mutluluğuna ulaşır. Bazen de sanatçı programına açık bir başlık koymasa da, yapıtlar arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 1 Temmuz 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Belli bir konunun çevresinde dolaşan tematik konser programları dinleyiciye her zaman alımlı gelir. Belli bir çağın, bir akımın, ya da bir ülkenin çevresindeki buluşmalar imge gücünü süsler. Yapıtları birbirine ortak paydayla bağlayabilen dinleyici daha bir yaratıcı kulakla dinlemenin mutluluğuna ulaşır. Bazen de sanatçı programına açık bir başlık koymasa da, yapıtlar arasında kendi mantığına göre gizli bir ortak bağ yaratmıştır. Bu bağlar besteci, yorumcu, dinleyici üçgenini<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>birleştiren ipuçlarıdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Geçen hafta İstanbul Müzik Festivali’nin son konserlerinden birisi “Kraliçeler” temasını işliyordu. İsveçli mezzo soprano Ann Hallenberg, İngiliz opera tarihinden iki bestecinin Purcell ve Handel’in kraliçe aryalarını sundu. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">İngiltere’de operanın maskelerle oynandığı ve “masque” adını aldığı dönemden, kraliçeler için en çok arya bestelemiş saray bestecisi Henry Purcell’ın kraliçe karakterlerinin kimi kendi canını alacak kadar güçlü (Dido ve <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: black;">Zempoalla gibi</span></span>), kimi bir masal dünyasının tılsımıyla yüklü (Peri Kraliçesi), kimi uzak coğrafyaların büyüsüyle işlenmişti (Hint Kraliçesi gibi). Ne çelişkidir ki, kraliçeler için onca müzik yazmış,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>kadın karakterini işlemiş Purcell’in 36 yaşındaki ölümüne kendi eşi neden olmuş: Soğuk bir kış gecesinin geç saatinde eve vardığında karısı ona kapıyı açmayınca uzun süre ayazda kaldığı için hastalanıp ölmüş. Anlaşılan karısıyla bir sorunu varmış ki “Uzun dilli bir karım var” gibi iğneleyici şarkılar da bestelemiş!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Ann Hallenberg’in seslendirdiği kraliçeler egemen, gururlu, insanın gözünün yaşına bakmayan sert kadınlar, mutlak yöneticilerdi. Öte yanda dik oldukları kadar aşk ateşiyle tutuşmuş, kıskanç, kin ve nefret dolu, ızdırap çeken, derdini paylaşmayı onuruna yediremeyen ve kadın olmanın kırılganlığını sergileyen kadınlardı. Kraliçe rolleri, kadın sesinin ince sopranoları için değil, yönetici kimliği yansıtan daha “muktedir” bir ses rengi için yazılmış. Bugün alto veya mezzo dediğimiz seslerin söylediği, aslında 18.yüzyıl kastratoları için bestelenmiş roller.</span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;">Christophe Rousset yönetimindeki Les Talents Lyriques topluluğu “eski müziğin” sesini Aya İrini’nin kubbesine çok yakıştırdı. Yaylı çalgıların zaman özgü tınısı, klavsenin nazlı sesi ve blokflütlerin görkemi bütün inceliğiyle duyuldu. Purcell’in b<span class="editsection">ir dizi arya ve danslarla süslediği revü havasındaki Periler Kraliçesi’ndeki “The plaint” konserin en uzun ve derin aryasıydı. Ann Hallenberg, yakınmanın en güzel örneğini verdi. Ingiliz operasının belkemiği örneklerinden Dido ve Aneas’dan o güzelim iki aryada “Ah Belinda” ve ölmek üzere olan kraliçenin yine nedimesiyle hüznü paylaştığı “Your Hand Belinda” adlı aryalarda Hallenberg’i dengeli ve zarif yorumlarla dinledik. Meksika kraliçesi acımasız Zampoella’nın aryasında da kraliçenin erkeksi gururu ve kadınsı inceliğinin karşıtlığını duyduk. Kendini İngiliz müziğine adamış büyük Barok bestecisi Handel’in Balthazar ve Süleyman adlı oratoryolarında orkestra sesini daha iyi duyurma şansını buldu. Hele Saba Melikesi’nin girişindeki Sinfonia’da ve eşlikte şef Rousset eski çalgıların dengesini bütün inceliğiyle korudu. Hallenberg ise gerek Saba Melikesi’nin ünlü aryalarında gerekse bis olarak seslendirdiği<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>aryalarda giderek canlanan bir yorum sergiledi.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Güzel İngilizcesiyle de dikkat çeken soprano, son seslendirdiği <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Dopo notte” adlı bravura aryasında güçlü tekniğini bir kez daha ortaya koydu. </span></span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="editsection"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;">BİZDEN DE BİR KRALİÇE: İDİL BİRET</span></span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="editsection"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;">Boğaziçi Üniversitesinde Yaşar Kemal’e verilen fahri doktora töreninden sonra İdil Biret’in kısacık bir dinletisini izledik. Yaşar Kemal, destanların öneminden sözetti konuşmasında. İdil Biret ise bir destanı duyurdu piyanosunun tuşlarında: Wagner’in görkemli Tannhauser Uvertürü’nün Liszt uyarlamasını çaldı. Kocaman Wagner orkestrasını tüm yüceliğiyle ve renkleriyle seslendirdi. İdil Biret’ten önce tarihte yalnız iki piyanist bu yapıtı kaydetmiş. İdil Biret’i de bizim kraliçelerimizden birisi<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>olarak düşündüm bu anıtsal dinleti boyunca.</span></span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="editsection"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="editsection"><span style="font-family: Arial;" lang="EN-US"><a href="http://www.evinilyasoglu.com/"><span style="font-size: small;">www.evinilyasoglu.com</span></a></span></span><span class="editsection"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"></span></span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; mso-ansi-language: TR;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><em><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span></span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/kralicelerin-buyulu-sarkilari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>FLOREZ BÜYÜLEDİ</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/florez-buyuledi/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/florez-buyuledi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:35:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=256</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 24 Haziran 2009
Geçen hafta festivalin unutulmaz konserleri arasına girecek bir başka dinleti de son zamanlarda adından çok sözettirten tenor Juan Diego Florez’in konseriydi. Salondaki herkes bu sanatçının kendisi için söylediği izlenimine kapıldı. Çünkü herkesin tek tek gözünün içine bakarak, dinleyicisiyle bütünleşiyordu. Şarkı söylemek için yalnız gırtlağını, ağzını, diyaframını, kafasını değil, bedeninin tümünü, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 24 Haziran 2009</em></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"></span></span></span></span></span></span><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Geçen hafta festivalin unutulmaz konserleri arasına girecek bir başka dinleti de son zamanlarda adından çok sözettirten tenor Juan Diego Florez’in konseriydi. Salondaki herkes bu sanatçının kendisi için söylediği izlenimine kapıldı. Çünkü herkesin tek tek gözünün içine bakarak, dinleyicisiyle bütünleşiyordu. Şarkı söylemek için yalnız gırtlağını, ağzını, diyaframını, kafasını değil, bedeninin tümünü, bütün doğallığıyla kullanıyordu. Bağlı söyleme (legato) ustalığını sergilerken her bir hecenin artikülasyonuna da özen gösteriyordu. Kimi yerde yarattığı kendine özgü ayrıcalıklar saygıyla karşılanmalı. Yapıtın aslından kopmadan, yine bestecinin<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çizdiği renk tablosu içinde kendi izini bırakarak ilerliyordu. Florez, <em style="mso-bidi-font-style: normal;">bel canto</em> (güzel şarkı söyleme) sanatının tüm incelikleriyle karşımızdaydı. Söylediği <em style="mso-bidi-font-style: normal;">bel canto</em> aryaların her birisi birbirinden özenliydi. Alkışlara karşılık sunduğu popüler bisler ise salonu uçurup götürdü. Hele Rossini’nin Sindrella operasından cabaletta (kısa arya)’yı uzun zaman unutamıyacağız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Florez, fiziksel görünüşüyle de alışageldiğimiz şişman tenorlardan farklı, son derece yakışıklı ve incecik bir sanatçı. 1973’te Peru’nun Lima kentinte doğmuş, 1993-96 arasında Curtis Institute’da eğitim görmüş ve hemen en büyük sahnelere adım atmış. La Scala’da 74 yıllık bir geleneği yıkarak, ilk kez (Alayın Kızı operasında) bis yapan kişi olmuş. Florez’in programı 2014 yılına dek yoğun bir tempo içinde. Onun adını her duyduğumuzda Istanbuldaki ilk konserinin tanığı olduğumuzu anımsayacağız..</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Ünlü opera sanatçıları kendi şeflerini de yanlarında getirirler. Florez de öyle yapmış ve kendi seçtiği İtalyan şef Alessandro Vitiello’yu Borusan Filarmoni Orkestrasını yönetmek üzere yanında getirmişti. Genellikle bu şefler sanatçının doğasına uygun bir eşlik çıkartırlar ama aradaki senfonik yapıtlarda pek başarılı olamazlar. Vitiello, şarkılar arasındaki parçaları da atmosfer yaratarak yönetti. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">HA-NA CHANG VE BİLKENT ORKESTRASI </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Bir zamanlar “genç efsane” olarak dünya sahnelerine sunulan Koreli çellist Han-Na Chang’ı Klaus Weiss yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde Elgar’ın konçertosuyla dinledik. Bestecinin 1920’de Birinci Dünya Savaşı’nın bunalımı ve karısının ölümü sırasında yazdığı bu duygu yüklü konçertoyla, konserde bir sonra yer alan Mahler’in 5.Senfonisindeki karanlık ortam örtüşmüştü.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sıcak bir İstanbul akşamında Aya İrini’nin kubbesi altındaki bu iki yapıt festivalin en ağır programı olarak yer aldı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Ha-Na Chang’ın Elgar konçertosu onun “harika”lığından beklediğimiz kadar olağanüstü bir izlenim bırakmadı. Elgar’ın çello <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>konçertosu deyince, harikalıkla özdeşleşen <span style="color: black;">Jacqueline Du Pre ya da Yo Yo Ma gibi isimlerin yorumuyla benzeşmiyordu doğrusu. Doğal ki büyük teknik ustalığa sahip olsa da, sahnelere alışmış, ekleyecek yeni bir coşkusu kalmamış büyük sanatçıların neredeyse mekanikleşmiş yorumunu sergiliyordu. Bilkent Senfoni Orkestrası’nın Alman şefi Klaus Weise elinden geldiğince soliste öncelik tanıyan bir eşlik çıkarttı, ancak şef-solist arasındaki söylem farkı da kaçınılmazdı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; color: black;"><span style="font-size: small;">Yıl içinde dinleyemediğimiz büyük yapıtların festival kapsamında sunulması Istanbul Festivali’nin ayrı bir işlevi. Mahler’in 5.senfonisinin programa alınışı da bu bağlamda değer taşıyordu. Çok büyük bir senfoni orkestrası gerektiren bu post-romantik yapıt, yirminci yüzyılın ilk günlerinde yazılmış ve kendinden sonra gelecek olan nice akımları içinde barındırıyor. Bilkent Senfoni Orkestrası canla başla yorumlasa da, Aya İrini’nin kubbesinde karışan sesler yapıtın güzelim renk paletini sergilemekten yoksun kaldı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; color: black;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial; color: black;"><a href="http://www.evinilyasoglu.com/"><span style="font-size: small;">www.evinilyasoglu.com</span></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/florez-buyuledi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL FESTİVALİ DORUKTA</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/istanbul-festivali-dorukta/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/istanbul-festivali-dorukta/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 21 Haziran 2009 
Önceki akşam Anne-Sophie Mutter, Lynn Harrel ve Andre Previn üçlüsü kusursuz oda müziğinin bir örneğini sundular. Keman, çello ve piyanonun sesini Aya İrini’nin zor akustik koşullarına göre uyarlanmış harika bir denge içinde dinledik. Üç çalgı birbirine saygılı, birbirinden aldığı renkleri yücelterek inanılmaz bir atmosfer yarattı. Sir Andre Previn: Yaşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 21 Haziran 2009</em> </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Önceki akşam Anne-Sophie Mutter, Lynn Harrel ve Andre Previn üçlüsü kusursuz oda müziğinin bir örneğini sundular. Keman, çello ve piyanonun sesini Aya İrini’nin zor akustik koşullarına göre uyarlanmış harika bir denge içinde dinledik. Üç çalgı birbirine saygılı, birbirinden aldığı renkleri yücelterek inanılmaz bir atmosfer yarattı. Sir Andre Previn: Yaşı seksene dayanmış, yılların deneyimli müzisyeni. Orkestra şefi, besteci ve piyanist olarak günümüz müzik çevrelerinin en saygın isimlerinden birisi. Film müzikleri ve müzikallerle başlayan bestecilik serüveninde Arzu Tramvayı (1998) ve Brief Encounter (2009) gibi operaları, konçertoları, oda müzikleri ve bunların yanı sıra caz müziğine de attığı imzalar var. Özel yaşamıyla da sürekli<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>gündeme gelen Previn, aralarında Mia Farrow’un da bulunduğu beş evlilik yapmış. En son 2002-2006 arasında Anne-Sophie Mutter ile evli kalmış ve onun adına bir keman konçertosu bestelemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Konserde yer alan Mozart ve Mendelssohn trioları yanısıra dinlediğimiz Previn’in Piyano Triosu sanatçının çok taze bir yapıtıydı. 21.yüzyılda yeniden melodiye dönüşü sergileyen, yeniden romantik düşünceyi içeren neo-romantik diyebileceğimiz bir çalışma. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Anne-Sophie Mutter (1963) onüç yaşında Karajan tarafından Berlin Filarmoni’ye davet edilince bütün müzik çevrelerinde adını duyurmuş, onbeş yaşında ilk Cdlerini en ünlü firmalarla piyasaya sürmeyi başarmıştı. Yalnız müzik tarihindeki bestecileri değil, çağdaş bestecileri, yeni müziği tanıtmasıyla da<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>gerçek bir sanatçı sorumluluğunu üstlenmekte. Kemanından yükselen sıcacık ton, yerinde vibratolar, karakter dolu<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çalışı ve sahip olduğu stil onu günümüzün en büyük kemancıları arasına yerleştirmekte. Amerikalı çellist Lynn Harrel ise solist, oda müzikçisi, şef ve öğretmen olarak çok yönlü müzisyenliğin bir temsilcisi. O da diğerleri gibi büyük ödüllerin sahibi ve en büyük kayıt şirketleriyle çalışmakta.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bu üçlüyü dinlerken duygu ve düşüncenin kusursuz birleşimini izledik. Ayrıca Mendelssohn ve Mozart üçlülerinde besteciye saygının ne demek olduğuna tanık olduk. Mozart’ın klasik biçemini gerektiren yalın çizgilerle Mendelssohn’un klasikten romantiğe doğru akan coşkulu biçemindeki çizgilerin inceliklerini duyduk.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bu konser nice yılların unutulmaz bir dinletisi olarak belleklerimizde yer edecek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/istanbul-festivali-dorukta/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BARAN, BARENBOIM VE CEREN</title>
		<link>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/baran-barenboim-ve-ceren/</link>
		<comments>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/baran-barenboim-ve-ceren/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 14:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evinilyasoglu.com/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 10 Haziran 2009 
Gecen haftanın gündeminde Istanbul Festivalinin açılışı vardı. Benim gündemime ise üç isim düştü: Ayhan Baran, Daniel Barenboim ve Ceren Necipoglu. Baran ve Barenboim Festivalin onur ödüllerini aldıkları için, sevgili Ceren ise uçak kazasında yaşamını yitirdiği için gündem olmuşlardı. Bu üç isim benim yaşam çizgimdeki kavşakların da simgeleri. Küçük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; mso-outline-level: 1;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"><em>Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 10 Haziran 2009</em> </span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;">Gecen haftanın gündeminde Istanbul Festivalinin açılışı vardı. Benim gündemime ise üç isim düştü: Ayhan Baran, Daniel Barenboim ve Ceren Necipoglu. Baran ve Barenboim Festivalin onur ödüllerini aldıkları için, sevgili Ceren ise uçak kazasında yaşamını yitirdiği için gündem olmuşlardı. Bu üç isim benim yaşam çizgimdeki kavşakların da simgeleri. Küçük bir konservatuvar ögrencisiyken ve ilk gençlik yıllarımda Ayhan Baranı sahnede izlediğimde büyülendiğimi anımsarım. Sesiyle, fiziğiyle dinleyeni avucuna alıp başka diyarlara götürüveren mitoloji kahramanı gibiydi. O zamanlar İngilterede Gerald Moore diye bir piyanistle verdiği konser büyük yankı uyandırmış, deniyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Sonradan Moore un ne denli önemli bir eşlikci olduğunu öğrenecektim. Baran için kaç operanın başrolü bestelenmişti, örnegin Kodallının Gilgameşi gibi. 1990 yılında Güneş gazetesi için kendisiyle ilk söyleşimi yaptığımda hala o çocukluk günlerimin heyecanını yaşıyordum. Bir şancının bilinçli bir şan eğitimi aldıktan sonra teknik zorlukları yenip kendi biçemini bulması belki de otuz yıl alır, demişti. Ne kadar uzun bir dönem diye düşünmüştüm. Ayhan Baranın yaşamına şimdi dönüp bakıyorum ve ilk mezun olduğu yıldan, 1951den sonra neredeyse yarım yüzyıl sahnelerde kalabilmesini onun kendine özgü yöntemlerine ve titizliğine bağlıyorum. Ses bir enstrümandır,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bir keman yayı çeker gibi onu kullanmasını bilmelisiniz, diyordu. Ne güzel ses değil, ne güzel yorum demek gerekir, diye ekliyordu. Ayhan Barana nice sağlıklı yıllar dilemeliyiz. Genç operacı kuşaklarımızın<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ondan öğrenecekleri çok şey var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;">Daniel Barenboim, Amerikadaki Üniversite öğrenciliği yıllarımızda yaşamıma girmişti. Günün parlayan piyanistiydi. 1942de Arjantinde doğmuş, Israeldeki ilk gençliğinden sonra Avrupa sahnelerine adım atmıştı. Michigan Devlet Üniversitesinde bir ustalık sınıfı ve koser vermesiyle onu yakından tanımanın heyecanını yaşamıştım. İlk satın aldığım uzunçalarlardan birisi onun Mozart sonatlarıydı. Piyanist, orkestra ve opera şefi olduğu kadar oda müzkçiliği alanında ilerlemesi ve her bağlamda, müzikçinin aynı zamanda bir toplum sözcüsü olduğunu vurgulaması Barenboim u hep ayrıcalıklı kıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; mso-outline-level: 1;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;">CEREN NECİPOĞLU: ÖRNEK BİR SANATÇI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;">1995te Boğaziçi Üniversitesinde verdiğim müzik tarihi dersimde öğrencimdi Ceren. Alman Lisesini bitirmiş, Istanbul Devlet Konservatuvarının arp bölümünde ve okulun Mütercim Tercümanlık bölümünde okuyordu. Kültürü ve efendiliğiyle ayrıcalıklıydı. Sonra A.B.D.ye Louisana Eyalet Üniversitesine gidip yüksek lisansını almış, Indiana Üniversitesinde Susann McDonaldın sınıfında master yapmış. Dünyanın birçok merkezinde önemli ustalık sınıflarına katılması da ona çok yönlü birikim saglamış. Solocu, orkestracı ve oda müzikçiliğinin yanısıra 2002den beri idealist bir tutkuyla Eskişehir Anadolu Üniversitesinin arp bölümünü kurması Cerenin tarihi bir imzası. Yetiştirdiği nice öğrenci bir yana, Eskişehirde düzenlediği arp buluşmaları ve konserlerine seçtiği çok yönlü programlar onun özelliği olmuş.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Son olarak Riodaki festivalde Daniel Mantı, Amir Mahyar Tafrehipour gibi Orta Doğulu bestecilerle Dowland gibi bir Rönesans bestecisi ve onlarla Hasan Uçarsuyu birleştirmesi büyük ilgi uyandırmış.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Şimdi<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Riodaki aynı festival gelecek yıl Cerenin adına bir arp konseri düzenleyecekmiş. Giderek kabasabalaşan toplumumuzda böylesi donanımlı kişiler ne yazık ki medyanın dikkatini çekmez. Keşke geçen hafta tüm gazeteler Cereni uluslararası başarılarıyla gündeme getirmiş olabilseydi, o kokunç uçak kazasıyla değil.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><a href="http://www.evinilyasoglu.com/"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;">www.evinilyasoglu.com</span></a><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="line-height: 115%; font-family: Arial; font-size: 12pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="font-family: Calibri; font-size: small;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evinilyasoglu.com/2009/08/05/baran-barenboim-ve-ceren/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
