BARAN, BARENBOIM VE CEREN
Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 10 Haziran 2009
Gecen haftanın gündeminde Istanbul Festivalinin açılışı vardı. Benim gündemime ise üç isim düştü: Ayhan Baran, Daniel Barenboim ve Ceren Necipoglu. Baran ve Barenboim Festivalin onur ödüllerini aldıkları için, sevgili Ceren ise uçak kazasında yaşamını yitirdiği için gündem olmuşlardı. Bu üç isim benim yaşam çizgimdeki kavşakların da simgeleri. Küçük bir konservatuvar ögrencisiyken ve ilk gençlik yıllarımda Ayhan Baranı sahnede izlediğimde büyülendiğimi anımsarım. Sesiyle, fiziğiyle dinleyeni avucuna alıp başka diyarlara götürüveren mitoloji kahramanı gibiydi. O zamanlar İngilterede Gerald Moore diye bir piyanistle verdiği konser büyük yankı uyandırmış, deniyordu. Sonradan Moore un ne denli önemli bir eşlikci olduğunu öğrenecektim. Baran için kaç operanın başrolü bestelenmişti, örnegin Kodallının Gilgameşi gibi. 1990 yılında Güneş gazetesi için kendisiyle ilk söyleşimi yaptığımda hala o çocukluk günlerimin heyecanını yaşıyordum. Bir şancının bilinçli bir şan eğitimi aldıktan sonra teknik zorlukları yenip kendi biçemini bulması belki de otuz yıl alır, demişti. Ne kadar uzun bir dönem diye düşünmüştüm. Ayhan Baranın yaşamına şimdi dönüp bakıyorum ve ilk mezun olduğu yıldan, 1951den sonra neredeyse yarım yüzyıl sahnelerde kalabilmesini onun kendine özgü yöntemlerine ve titizliğine bağlıyorum. Ses bir enstrümandır, bir keman yayı çeker gibi onu kullanmasını bilmelisiniz, diyordu. Ne güzel ses değil, ne güzel yorum demek gerekir, diye ekliyordu. Ayhan Barana nice sağlıklı yıllar dilemeliyiz. Genç operacı kuşaklarımızın ondan öğrenecekleri çok şey var.
Daniel Barenboim, Amerikadaki Üniversite öğrenciliği yıllarımızda yaşamıma girmişti. Günün parlayan piyanistiydi. 1942de Arjantinde doğmuş, Israeldeki ilk gençliğinden sonra Avrupa sahnelerine adım atmıştı. Michigan Devlet Üniversitesinde bir ustalık sınıfı ve koser vermesiyle onu yakından tanımanın heyecanını yaşamıştım. İlk satın aldığım uzunçalarlardan birisi onun Mozart sonatlarıydı. Piyanist, orkestra ve opera şefi olduğu kadar oda müzkçiliği alanında ilerlemesi ve her bağlamda, müzikçinin aynı zamanda bir toplum sözcüsü olduğunu vurgulaması Barenboim u hep ayrıcalıklı kıldı.
CEREN NECİPOĞLU: ÖRNEK BİR SANATÇI
1995te Boğaziçi Üniversitesinde verdiğim müzik tarihi dersimde öğrencimdi Ceren. Alman Lisesini bitirmiş, Istanbul Devlet Konservatuvarının arp bölümünde ve okulun Mütercim Tercümanlık bölümünde okuyordu. Kültürü ve efendiliğiyle ayrıcalıklıydı. Sonra A.B.D.ye Louisana Eyalet Üniversitesine gidip yüksek lisansını almış, Indiana Üniversitesinde Susann McDonaldın sınıfında master yapmış. Dünyanın birçok merkezinde önemli ustalık sınıflarına katılması da ona çok yönlü birikim saglamış. Solocu, orkestracı ve oda müzikçiliğinin yanısıra 2002den beri idealist bir tutkuyla Eskişehir Anadolu Üniversitesinin arp bölümünü kurması Cerenin tarihi bir imzası. Yetiştirdiği nice öğrenci bir yana, Eskişehirde düzenlediği arp buluşmaları ve konserlerine seçtiği çok yönlü programlar onun özelliği olmuş. Son olarak Riodaki festivalde Daniel Mantı, Amir Mahyar Tafrehipour gibi Orta Doğulu bestecilerle Dowland gibi bir Rönesans bestecisi ve onlarla Hasan Uçarsuyu birleştirmesi büyük ilgi uyandırmış. Şimdi Riodaki aynı festival gelecek yıl Cerenin adına bir arp konseri düzenleyecekmiş. Giderek kabasabalaşan toplumumuzda böylesi donanımlı kişiler ne yazık ki medyanın dikkatini çekmez. Keşke geçen hafta tüm gazeteler Cereni uluslararası başarılarıyla gündeme getirmiş olabilseydi, o kokunç uçak kazasıyla değil.