AYVALIĞIN ORTASINDA BİR SANAT VAHASI
Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 22 Temmuz 2009
Ayvalık’ta Filiz Ali’nin başlattığı Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) on ikinci yılında. AIMA’nın bugünkü başarısının lokomatifi Prof.Filiz Ali ile oniki yılın sürecini ve yarınlara yönelen amaçları konuştuk.
Filiz Ali’nin Ayvalığa yakınlığı babası Sabahattin Ali’nin zamanına dayanıyor. 1960’larda Beral-Teoman Madra ile arkadaşlığı sürecinde Ayvalık’ı daha iyi tanımış. Ve emekli olunca başını dinleyeceği bir konum olarak burayı seçmiş. Bir yaz okulu kurma fikri ilk kez 1998’de Ayla Erduran ile birlikte oluşmuş. Filiz Ali’ye maddi ve manevi destek olan Erduran, kendi dostu olan ünlü sanatçıları toplamış. Bu güne dek geçen 12 yıl boyunca her yıl giderek yeni boyutlar kazanan, durmuş oturmuş bir yaz okuluna dönüşen, AIMA böylece ortaya çıkmış. AIMA’nın en büyük şansı Ayvalıklıların sahip çıkması, evlerini ve gönüllerini açarak, Filiz Ali’ye destek olması. Önce Ümit Boyner’e yazdığı bir mektupla Eylül ayında bir haftalığına “ustalık derslerini” sürdürebilmek için doğa içinde bir mekan istemiş. Böylece Boyner ailesinin Cunda adasındaki evi tahsis edilmiş. Kamran-Selçuk Gündemir’in evi gibi Ayvalığın yerlisi kişilerin öğrencilere evlerini açmaları, giderek her boyuttan bağışın artması, Ayvalık belediyesinin katkıları; bir gelen öğrencinin birkaç kez gelmesi AIMA’ya güç vermiş. Uluslararası değerde hocaları ve doğanın içindeki harika ortamıyla dünyanın çeşitli köşelerinden öğrencilerin de ilgi odağı olmuş.
SORU: İlk yıllarda keman ve viyolonsel sınıflarıyla başladınız, diğer dallar bir yaz okulu standardına uymak için mi, yoksa öğrencilerden gelen istek üzerine mi eklendi?
Evet, ilk yıllarda yaylı çalgılar ve oda müziği masterclass’ları ile başladık. Yıllar ilerledikçe masterclass’ları çeşitlendirme düşüncesiyle değişik çalgılar ekledik. Tam olarak bir yaz okulu olmasa da fikren bir yaz okulu karakteri vardı aklımızda. Günün birinde AIMA’yı bir yaz okuluna dönüştürme fikrimiz hala bakidir. Farklı çalgılarla Masterclass düzenleme aşamasında öğrenci ve öğretmenlerin önerileri oluyor elbette. Biz önerileri değerlendiriyoruz ve bizler için uygun olan ve ilgi toplayacak çalgıların masterclass’larını düzenlemek üzere işe koyuluyoruz. Değişik çalgıların bir arada olduğu masterclasslar düzenlemenin avantajlarından biri de Masterclass sonunda verdiğimiz konserlerde küçük çaplı oda orkestrası kurabiliyor olmamızdı. Bu da konsere farklı bir renk katıyordu kuşkusuz.
SORU: Yaylı çalgılar, derken flüt ve klarinet gibi üflemeler, derken kompozisyon ve derken tamamen ayrı bir atölye: Pınar Kür’ün yazarlık atölyesi..Acaba müzisyenlerin yazarlığa ilgisi oluyor mu hiç? Yoksa onun müşterileri tümüyle kendine mi özgü?
Bestecilik ve Yazarlık Atölyeleri AIMA’nın düzenlediği en değişik iki etkinlik oldu diyebiliriz. Çalgı masterclass’larından yapısal olarak farklı etkinliklerdi. Masterclass yerine atölye teriminin kullanılması da bu nedenledir bir yerde. Pınar Kür yönetiminde Yazarlık Atölyesi’nin katılımcıları müzisyen değil de, genç yazar ve yazar adaylarından oluşuyordu. Müzik dünyasının dışında bir katılımcı grupla çalışmak bizler için de ilginç bir deneyim oldu. Elbette, Yazarlık Atölyesi çalışmalarının odak noktası edebiyat ve müzik ilişkisiydi.
SORU: 10. yıldan bu yana, üç yıldır, İdil Biret ile başlayan piyano ustalık sınıflarınız var. Aslında İdil Biret ders vermeyi pek sevmezdi. Tam öğrenciye anlatırken kendimi tutamıyorum, ben çalmaya başlıyorum, derdi. Belki AIMA da ona daha sabırlı bir hoca olması yolunda deneyim yaratıyor..
Bu yıl İdil Biret ile üçüncü Piyano Masterclass’ını düzenliyoruz. Geçtiğimiz iki sene müthiş bir katılım oldu Piyano Masterclass’larına. Genç piyanistlerimiz İdil Biret’in engin deneyimlerinden faydalanmak için geliyorlar ve genelde kontenjanın üzerinde başvuru alıyoruz. İki yıl üst üste gelen ve bu sene de başvuran devamlı öğrencilerimiz var. İdil Biret’in sonsuz sabrı ve yumuşaklığı hepimizi kendine hayran bırakıyor. Onun derslerinde öğrenciler müzik üzerine düşünmeyi, gelmiş geçmiş büyük piyanistlerin ve bestecilerin felsefelerini ve iç dünyalarını da öğreniyorlar. Genç piyanistlerle bağlantı kurmak ve onların gelişimini takip etmek İdil Biret için de ilgi çekici bir deneyim olsa gerek.
SORU: 2005’den başlayarak bir de kış konserleri düzenliyorsunuz. Bunları Ayvalık sakinleri için mi, yoksa kış günlerinde de dışardan Ayvalığa dinleyici çekmek, AIMA’yı güçlendirmek için mi organize ediyorsunuz?
Kış aylarında Ayvalık çok sakin bir şehir haline gelir. Temmuz ve Ağustos’un kalabalık atmosferinden arınmış bambaşka bir şehir olur adeta. Ayvalık’ın yerel sakinleri ve büyük şehirlerin karmaşasından kaçarak Ayvalık’a yerleşmeyi seçmiş kişiler kalır kışın. Biz kış konserlerini kışın da Ayvalık’ta yaşayanlar için düzenliyoruz. Yaz aylarındaki kadar kalabalık olmasa da AIMA’yı bilen ve bizlere destek olan Ayvalık’lı dostlarımızdan bir dinleyici kitlemiz oluştu. Bu konserleri AIMA’nın merkezi olan Haluk Barutçuoğlu Evi’nde veriyoruz. Böylece bu evin yazın olduğu gibi kışın da canlı ve faal durumda olmasını, Ayvalık’ın sosyal ve kültürel hayatına renklilik katmasını sağlamaya çalışıyoruz.
SORU: AIMA ülkemizdeki en uzun ömürlü ve giderek ivme kazanan bir yaz okulu. Önce on gün diye başlanmış, şimdi neredeyse bütün bir yaza yayılıyor. Genişleyen zaman, artan öğrenci ve öğretmen sayısı, yönetimde de personelin artmasını, daha profesyonel bir yapılanmayı, kurumsallaşmayı gerektiriyor herhalde.
Evet gerektiriyor şüphesiz. 12 yıldır Dr. İlke Boran ve ben, bu organizasyonu fiilen iki kişi olarak sürdürüyoruz. İstanbul’da bize iletişim ve tasarım konularında gönüllü yardım eden Sibel Asna, Sadık ve Ayşe Karamustafa ve Ayşe Ataman gibi harika dostklarımız var. Bazı yıllar öğrencilerimizden yardım alıyoruz. O zaman ekibimiz biraz daha genişliyor. Özellikle Masterclass döneminde yardıma çok ihtiyacımız oluyor. Diğer yandan AIMA’ya gönül vermiş Ayvalıklı dostlarımızdan yıllardır destek alırız. Organizasyonlarda, konser ve yemek davetlerimizde yardımlarını eksik etmezler sağolsunlar. Ayvalıklı dostlarımızla bir araya gelip Prof. Dr. Münir Ekonomi’nin yol göstericiliği ile bu yıl bir dernek kurduk. Yeni derneğimizde de işlere dört koldan sarılarak hep beraber çalışıyoruz. Umarım bu yeni oluşum AIMA ve hepimiz için hayırlı olur. Tabii yurt dışındaki masterclass’lara baktığımızda, belediyelerin, valiliklerin, kültür bakanlıklarının bu tür etkinliklere muazzam yardımlar yaptığını görüyoruz. Bu masterclass’lar da bir anlamda bu destekler sayesinde ayakta durabiliyor. Bizim de bu tür desteklere ihtiyacımız oluyor, ama biz desteğimizi AIMA dostlarından ve AIMA’ya inanan kişilerden alıyoruz. Açıkçası AIMA’nın böyle özerk desteklerle 12 yıl boyunca mucizevî bir şekilde ayakta kalması bizleri memnun ediyor.
SORU: Bir de öğrenci sorumluluğu var.14 yaşından küçük çocuk kabul etmiyorsunuz, ama yine de bir yaz mekanında gençlerin coşkusu başka olabilir. Disiplin gerektiren önlemler alıyor musunuz?
Tabii belli kurallarımız var. Öğrencilerimiz genelde 15-25 yaş aralığında olduğu için sorumlulukları Masterclass süreci boyunca bizlerin üzerinde. Haluk Barutçuoğlu Evi’nde kalan öğrencilerimiz için bir kullanım koşulları listemiz oluyor. Akşam belli bir saatten sonra dışarı çıkmalarına izin verilmiyor. Bunun gibi basit kurallarımız var. Pansiyon’da kaldıklarında ise pansiyon sahibesi onlara bir anne gibi sahip çıkıyor. Bununla birlikte öğrencileri çok da sıkboğaz etmiyoruz. Zaten müzisyen olmaya karar vermiş birinin hayatı disiplinli olmak zorundadır. Gençlerimizin de otomatik olarak otokontrollü olduklarını gözlemliyoruz.. Onlar hem çalışmayı hem de eğlenmeyi bilen olgun çocuklar. Bugüne kadar neyse ki bir disiplin sorunu yaşamadık, umarız bundan sonra da hiç yaşamayız.
SORU: Şimdi size ait olan yeni bir binanız var. Hem dersler için hem de ev konseri şeklinde dinletiler sunmak için. Haluk Barutçuoğlu’nun bağışı, Eczacıbaşı Vakfı onarmış. Burası artık temelli bir merkez değil mi?
Avukat Haluk Barutçuoğlu 2003 yılında Ayvalık’taki evini AIMA’nın kullanımı şartıyla Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladı. Eczacıbaşı Vakfı binanın onarım ve yıllık masraflarını üstlendi. Biz 2005 senesinden itibaren Haluk Barutçuoğlu’nun bu çok değerli bağışı sayesinde merkez büromuzu ve AIMA Merkezini oluşturma fırsatını bulduk ve yine bu sayede masterclass’ları çoğaltma ve bütün yaza yayma olanağını bulduk. Haluk Bey’in eşi Tınçay Barutçuoğlu da bize bir Yamaha C1 bağışladı. İdil Biret’le Piyano Masterclass’larını da bu sayede düzenlemeye başladık. Ardından Muazzez İpar’ın piyanosunu kızı Ümit Ersan, bir kaç ay önce kaybettiğimiz sevgili dostum Gönül Kayra’nın piyanosunu da eşi Cahit Kayra bağışladılar.
SORU: Aslında Türkiye’deki masterclass’ların en büyük sorunu konservatuvar hocalarının öğrenci yollamamasıdır. Özellikle şan okullarında buna rastlanır. Siz bu barikatı aştınız ki, 12 yıldan beri ilk kez geçen yıl şan ve opera dersi koydunuz ve bu sene tekrarlıyorsunuz!
12 yılın ardından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: katılım oranlarının yıldan yıla değişim göstermesi çok farklı faktörlere dayanabiliyor. Bazı konservatuvar öğretmenlerinin öğrencilerini hiçbir yere göndermemeleri yıllardır bilinen bir gerçektir. Biz de bu faktörü zaman zaman hissetmiyor değiliz ama şimdi sanırım durum biraz daha farklı. Genç nesil öğretmenler daha dışa açık ve dolayısıyla öğrencilerini göndermeyen öğretmen oranı azaldı. İlginç olan, bazı çalgılar her daim ilgi toplarken bazı çalgılara katılımlar çok düşük olabiliyor. Örneğin keman veya viyolonsel masterclass’larında hiçbir zaman katılımcı sorunu yaşamadık. Diğer yandan, klarinet, flüt, hatta gitar, bestecilik ve şan alanında katılımların çok taşkın olmadığını gördük. Bunun biraz da öğrencilerin bu tür masterclass’larla ne derece ilgili olduklarıyla bağlantılı. Bir istatistik yapılsa en yoğun ilginin keman, viyolonsel ve piyano üzerine olduğu ortaya çıkar herhalde.
SORU: En eski hocanız Lucas David, on yıldan beri geliyor. Bir yerde AIMA onunla özdeşleşmiş. Nedir tılsımı Lucas David’in?
Lukas David’in pek çok özelliği var, her şeyden önce müthiş bir kemancı ama en önemlisi çok sabırlı ve detaylı çalıştıran bir öğretmen. Özellikle teknik sorunları olan genç öğrencileri sabırla ve büyük itina ile çalıştırıyor. Yaylarını, sol el tekniklerini düzeltiyor. Bu nedenle genç öğrencilerimiz için harika bir hoca. Diğer yandan herkes, Ayvalıklılar da onun yaşına ve ustalığına hürmet ediyor. On senedir geldiği için de burada kendine bir hayran kitlesi edindi. 2 Temmuz 2009’da verdiğimiz Masterclass konserinde Lukas David sahneye çıktığında dinleyicilerden muazzam bir tezahürat yükseldi. Bu bizler için çok mutluluk verici bir durum.
SORU. Türk hocalarla bir denge kurma kaygınız var mı, yoksa rastlantı olarak kimi hocalar Türk oluyor?
Özellikle bir denge kurmak çabasında olduğumuzu söyleyemem ama yabancı ülkelerdeki çok değerli müzisyen ve hocalar gibi ülkemizdeki çok değerli ustaları masterclass’larımıza davet edip onların da AIMA ailesinin bir parçası olmalarını sağlıyoruz. Başlangıçta Ayla Erduran, sonraki iki yıl Suna Kan bizi kırmadılar ve derslerinden çok güzel sonuçlar elde ettiler. 2000 yılından beri Çiğdem İyicil aşağı yukarı her yıl geliyor. AIMA için asıl önemli olan genç müzisyenlere faydalı olacak, onların ufuklarını genişletecek ustalarla çalışma olanağını bu pırıl pırıl gençlere sunmaktır.
SORU: Ve klasik bir soru: Bundan sonraki yıllar için ne yenilikler, ne projeler düşünüyorsunuz?
2008’den bu yana, AIMA “ikinci on yıl” sloganını taşıyor. Öncelikle ikinci on yılı en az ilk on yıl kadar başarılı bir şekilde sürdürmek istiyoruz. Derneğimiz sayesinde, Ayvalık’ın yerel gençlerine müzik dersleri vermek gibi ileriye yönelik projemiz var. Ayvalık’ın yerel yönetiminden gerekli destekleri alabilirsek, şu anda kimi harap kimi depo olarak kullanılan mekânlar onarılırsa bir Ayvalık Müzik Festivali bile düzenlenebilir. Deneyimimiz var, enerjimiz var, biz hizmete her zaman hazırız. Ayvalık’ın bu tür etkinliklere çok uygun olduğuna ve bunu yapabilecek gücü olduğuna inanıyoruz. Önemli olan, gerekli maddi ve manevi desteği sağlamak.