İSTANBUL’DA YO-YO MA FIRTINASI
Cumhuriyet Gazetesi Yazıları - 11 Şubat 2009
Çağımızın en ünlü ve becerikli kemancılarından Isaac Stern, My First Seventy Nine Years (İlk 79 Yılım) başlıklı kitabında çellist Yo-Yo Ma ile karşılaşmasını şöyle anlatır: “1962’de bir Avrupa turnesi için Paristeyken Avrupa’nın en ünlü lüthiyesi Etienne Vatelot bana dedi ki, burada Çinli bir ailenin 6-7 yaşlarında inanılmaz yetenekli bir oğulu var. Onu mutlaka dinlemelisin. Buluşmamız düzenlendi. Karşıma çıkan oğlan, taşıdığı çellodan çok daha küçük görünüyordu. Çalmaya başladı. İnanılmazdı. Büyülendim adeta. Gerçekten hayran kaldım. Birkaç yıl sonra Yo-Yo ve ailesi Amerika’ya göç etti. Ben Yo-Yo’nun babasına bir öğrenci orkestrasında şeflik işi buldum. Yo-Yo ilk günlerde New York’ta bir çellistle çalıştı. Ama sonradan onun en iyi hocası büyük Amerikan çellisti Leonard Rose oldu. Onu da ben aradım ve öğrencisi olmasını sağladım. Bu hocayla çalıştıktan bir süre sonra dinlediğimde yaşamım boyunca ender rastladığım bir heyecanı duymuştum. Hemen bir organizatör arkadaşımı aradım, onunla şöyle bir kontrat imzaladı: İlk etkinlik 1977’de Carnegie Hall’deki konser olacaktı: Shlomo Mintz (keman), Yefim Bronfman (piyano) ve Yo-Yo Ma (çello), Sasha Schneider’in yönetimindeki New York Gençlik Orkestrasıyla Beethoven’in Üçlü Konçertosu’nu çaldılar. Bu yapıtın hayatımda dinlediğim en güzel yorumuydu. Yo-Yo’nun çalgısındaki ustalığını ve yorum anında izleyicisiyle kurduğu iletişimi bugüne kadar kimse geçemedi. Yalnız müthiş bir yorumcu değil, aynı zamanda tatlı ve düşünceli bir kişilikti.”
Isaac Stern hemen kaleme sarılıp zamanın en büyük şeflerine mektuplar yazıyor: Lorin Maazel, Seiji Ozawa, Andre Previn, Gerog Solti, gibi. Hepsi de Yo Yo Ma ile çalmayı kabul ediyorlar. Daha konser öncesi, ilk provada orkestralar onu tekrar getirtmek için kontrat imzalatıyorlar.
Istanbul’da ikinci kez dinlediğimiz Yo-Yo Ma onca yıldır sahnelerde. Güleç yüzünün sıcaklığı yorumuyla bütünleşmiş. Dinleyeni avucunun içine alıvermesi bir yana, çaldığı yapıtın çağına, bestecisinin biçemine saygısı inanılmaz. Şostakoviç’in Re Minör Sonatındaki her ölçüde o yapıt Şostakoviç’e aitti. Schubert’in güzelim Arpeggione Sonatı kat kat alevlendi onun yayıyla. Cesar Franck’ın aslında keman ve piyano için olan sonatı sanki aslında çello ve piyano için yazılmış kadar doğaldı. Cümleleme incelikleri, yarattığı renkler ve sanki yorumcu olarak kendisinin aradan çekilip çalgının kendiliğinden sesleri ürettiği duygusunu veren o özel duyarlılık..Piyanisti Kathryn Stott ile sağladığı birliktelik de ayrıca övgüye değer. Geçen hafta İşSanat’ta Yo-Yo Ma’yı dinleyenler arasında olduğum için mutluyum.
Önceki haftalarda yine İşSanat’ta izlediğim ve unutamadığım bir başka konser de kemancı Julian Rachlin ve piyanist Itamar Golan’ın dinletisiydi. Uzun süredir böylesine saydam, böylesine herşeyin yerli yerinde ses verdiği bir dinletiye tanık olmamıştım. Yo-Yo Ma’yı dinlemeden bu yazıyı yazsaydım belki de son yılların en heyecan duyduğum konserlerinden birisiydi diyebilirdim. Itamar Golan, müthiş bir piyanist. Rahat, cesur, parlak…Julian Rachlin de kendini müziğine adamış, adeta ermiş, yalın ve derin duyarlılık sahibi bir kemancı. Kreutzer Sonat’taki birliktelikleriyle uçurup götürdüler dinleyenleri.
Geçen ay izleyebildiğim konserlerin arasında bir de ünlü İrlandalı piyanist John O’Conor vardı. Özellikle Beethoven yorumlarıyla tanınmış sanatçı’yı İstanbul Resitalleri organizasyonunda, Akatlar Mustafa Kemal Anfisi’nde dinledik. Deneyimli bir piyanist olarak yılların birikimiyle tuşlarla özdeşleşmişti. Belki bu özdeşleşmenin bir yorgunluğunu da taşıyordu. Programın ilk yarısını izleyebildiğim konserde Haydn’ın si minör piyano sonatını ve Schubert’in dört İmpromptüsün’deki parlak tekniğe karşın yer yer hatalı notalar ve kıvılcımsız bir yorum bunun göstergesiydi. Ünlü sanatçıların yazgısı bu. Bir de bakarsınız ertesi akşam bir başka esinlenmeyle dünyaları baştan yaratabilir.
www.evinilyasoglu.com